in

NAZIM HİKMET – Hayatı, Şiirleri, Eserleri ve En Güzel Sözleri

Türk şair Nazım Hikmet Ran’ın hayatı, bütün şiirleri, eserleri, kitapları ve en güzel özlü sözleri için içeriğimize mutlaka göz atın.

Türk şair, oyun yazarı, romancı, anı yazarı Nazım Hikmet Ran, tam adıyla Nazım Hikmet Ran komünist edebiyatın romantik temsilcilerindendir. Türk şiirinin en büyük ustalarından olan Nazım Hikmet, eserleri kadar fikirleriyle ve duruşuyla da günümüzde iz bırakmıştır.

Nazım Hikmet geniş şiir arşivi, tutuklanmaları ve sürgün zamanlarıyla romanlara konu olacak bir hayat sürdürmüştür. Ne yazık ki sevilen dizelerin sahibi Hikmet devrin hükümeti tarafından uzunca bir süre yasaklanmıştır. Bu süreçte Nazım Hikmet eserlerini Orhan Selim, Mümtaz Osman, Ercüment Er, Ahmet Oğuz isimleriyle yayınlamıştır.

Nazım Hikmet’in Hayatı

Peki edebi diliyle dikkatleri üzerine çeken, duruşuyla bazı güçleri korkutan, eserleri elliden fazla dile çevrilen Nazım Hikmet kimdir?

Nazım Hikmet Ran 20 Kasım 1901’de Selanik’te doğdu. Aile çevresi 40 gün için 1 yaş büyük görünmesin diye doğum tarihini kayıtlara 15 Ocak 1902 olarak geçmiş. Ran’ın babası Hikmet Bey, çeşitli illerde valilik vazifesi yapmış Nazım Paşa’nın oğludur. Ran’ın annesi Celile Hanım ise dilci Enver Paşa’yla Leyla Hanım’ın kızıdır. Celile Hanım ilk kadın ressamlarımızdandır. Tahmin edebileceğiniz gibi kültürlü ve sanatçı ruhlu bir kadındır.

Nazım Hikmet ilk şiirini henüz 11 yaşındayken yazar. Nazım Hikmet’in. İlk şiiri 1918 yılında yayınlanır. Tahmin edersiniz ki bu bir aşk şiiridir.

 

Nazım Hikmet’in Edebil Dili

Nazım Hikmet şiirlerinde biçimsel ögelere değil, içeriğe önem vermiştir. İçeriği temel almış ve dizeci akımı yıkmıştır.  Aynı zamanda nesnel ve somut şiiri de geliştirmiştir. Şiirlerinde ciddi biçimsel değişiklikler yapmıştır.  Harflerin büyük ve küçük kullanımlarındaki değişiklik de buna örnektir.

Nazım şiirlerini basamaklandırmıştır. Uzun dizelerin ardından giderek kısalan kırık dizelerle devam etmiş hatta bazen sözcükleri ortasından kesmiştir.

 

Nazım Hikmet – Eğitimi

Celile Hanım, Nazım Hikmet’in ilk eğitimini oğluna bizzat vermiştir. Nazım Hikmet’in ilk eğitimin de şair olan büyük babası Nazım Paşa’nın da büyük katkısı vardır. Ortaöğrenimini Galatasaray ve Nişantaşı Sultanilerin’de tamamlayan Ran 1917 yılında Bahriye Mektebi’ne girmeye hak kazanır. Bahriye mektebinde eğitimine devam eden Ran, öğretmeni Yahya Kemal Beyatlı’ya hayrandı. Fakat geçirdiği zatülcenp hastalığı sebebiyle okula ara verdi. 4 aylık tedavi sürecinden sonra toparlanamayan Nazım Hikmet deniz subayı olacak sağlığa kavuşamadığı için 17 Mayıs 1920’de sağlık raporuyla askerlikten çürüğe çıkartıldı.

1 Ocak 1921’de Mustafa Kemal Paşa’ya cephane yardımında bulunan. Gizli bir örgütün desteğiyle dört şair; Faruk Nafiz, Nazım Hikmet, Vala Nureddin, Yusuf Ziya Sirkeci’den kalkan Yeni Dünya Vapuru’na, gizlice, bindiler. İnebolu’ya varınca Ankara için izin beklediler, bu sırada da yol parası bulmaya çalıştılar. Fakat izin. Sadece Nazım Hikmet ve Vala Nureddin için çıktı. Sonrasında Ankara Hükümeti’nin görevlendirmesiyle Vala Nureddin ile birlikte Bolu’da öğretmenlik yapmaya başlar.

Ardından Moskova’ya Giden Ran 2 yıl burada kalır. Rusya’da gerçekleşen ihtilale tanıklık eden Nazım Hikmet Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi KTUV’da ekonomi-politik öğrenimini tamamlar. Bu sırada aşkı Nüzhet girer hayatına. Komünizm ile tanışan Nazım, bundan sonra hayatındaki her şeyi bu noktadan merkez alacaktı.

 

Nazım Hikmet’in Davaları

 Sonrasında Türkiye’ye dönen Nazım Hikmet Aydınlık Dergisi’nde çalışmaya başladı. 2. Moskova ziyaretini küreğe konulma cezasının verildiği dava nedeniyle zorunlu olarak yapar. İkinci ziyaretinde öğrenci olarak bulunduğu üniversitede çevirmenlik ve asistanlık yapmaya başlar.

1928 yılındaysa Ceza Yasası’ndaki değişiklik sebebiyle ülkeye geri döner ve Resimli Ay’da çalışmaya başlar. 1925 yılında cezaevi ile tanışan Nazım Hikmet sonrasında da birçok kere yargılandı. 1938 yılında orduyu ayaklanmaya yönelik kışkırttığı gerekçesiyle 28 yıl 4 ay hapis cezasına mahkûm edildi. 13 yıl farklı cezaevlerinde yatan Nazım 1950 yılında af yasasından yararlanıp özgürlüğüne kavuştu. Nazım hikmet 13 yıllık mahpus sürecinde dünya çapında tanınmasına vesile olan başyapıtlarını yazdı.

Nazım Hikmet hayatı boyunca siyasal ve entelektüel yaşamda aktif bir rol üstlenmiştir. Sonrasında gazete ve dergilerde şiirleri yazıları yayınlanır, kitapları basılır. Nazım Hikmet’in şiirleri ders kitaplarına girer, oyunları devlet tiyatrolarında sergilenir lakin gözaltına alınmaktan, yargı önüne çıkmaktan da kurtulamaz. Çünkü kalemindeki ve duruşundaki güç kimi kesimleri korkutmaktadır. Ne yazık ki geçersiz ve asılsız davalar sebebiyle Ran’ın hayatının 17 yılı parmaklıklar ardında geçer. 1950 yılında yerel ve uluslararası kampanyalar sayesinde çıkan Genel Af Yasası ile serbest kalır. Fakat yaşamına yönelik saldırılar sebebiyle yine yurt dışına çıkar ve böylece ömrünün sonuna kadar sürecek göçmenlik yılları başlar. Bu süreçte yurduna, halkına ve sevenlerine hasret dolu şiirler yazar Nazım Hikmet.

Nazım Hikmet 25 Temmuz 1951’de Demokrat parti hükümeti tarafından Bakanlar Kurulu kararı ile Türkiye vatandaşlığından çıkartıldı. 58 yıl sonra, 5. Ocak. 2009 tarihinde, yine Bakanlar Kurulu’nun kararıyla Nazım Hikmet’in vatandaşlığının iadesini öngören kararı, Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

 

Nazım Hikmet’in İlk Aşkı: Nüzhet

O mavi gözlü bir devdi,

Minnacık bir kadın sevdi,

Kadının hayali minnacık bir evdi,

Bahçesinde ebruliii hanımeli

Açan bir ev,

 

Bir dev gibi seviyordu dev,

Ve elleri öyle büyük işler için

Hazırlanmıştı ki devin,

Yapamazdı yapısını,

Çalamazdı kapısını

Bahçesinde ebruliiii

Hanımeli

Açan evin.

 

O mavi gözlü bir devdi.

Minnacık bir kadın sevdi.

Mini minnacıktı kadın.

Rahata acıktı kadın

Yoruldu devin büyük yolunda.

Ve elveda deyip mavi gözlü deve,

Girdi zengin bir cücenin kolunda

Bahçesinde ebruliiii

Hanımeli açan eve.

 

Şimdi anlıyor ki mavi gözlü dev,

Dev gibi sevgilere mezar bile olamaz:

Bahçesinde ebruliiiii hanımeli

Açan ev…

 

Bu şiir Nazım Hikmet’in ilk aşkı Nüzhet’i anlatır aslında. Bahçesinde ebruli hanımeli açan o minnacık evde yaşamak isteyen kadındı Nüzhet, minnacıktı, 15 yaşındaydı henüz. Nüzhet Tiflis’e gitti, Nazım da arkasından gitti. Moskova Üniversitesinde okuyan Nazım’ın yüreği yanmıştı. Nazım ve Nüzhet 1921 yılında evlendi ve Anyuta adında bir kızları oldu. Fakat Nüzhet ittihatçı yakın arkadaşının eve dön baskılarına dayanamayıp Nazım’ı terk etti.

 

Nazım Lena ile Tanıştı

Nazım, Nüzhet’in acısından sonra METLA Tiyatrosu’nda Ludmilla Yurçenko’yla tanıştı. Nazım Hikmet için Lena oldu adı. Lena ve Nazım bir süre sonra evlendi. Aslında her şey yolunda gidiyordu; fakat ayrılık yine kapıya dayandı. 1928 yılında Nazım Hikmet’in Türkiye’ye dönmesi gerekiyordu; fakat Lena için izin çıkmadı. Sonrasında. Bu aşk kendini Nazım ve Lena’nın dizelerine bıraktı.

 

Büyük Aşk; Piraye

Piraye Sedat Örfi ile evlendiğinde henüz 16 yaşındaydı. 1930 yılında Nazım ile tanıştığında boşanmış ve 2 çocuk annesiydi. Nazım ve Piraye’nin arasında tarifsiz bir tutku, büyük bir aşk vardı. Nazım kalbinin kızıl saçlı bacısı olarak betimlerdi Piraye’yi. Ne yazık ki evliliklerinin 13 yılında Nazım parmaklıklar ardındaydı. Belki de Nazım’ın kaleminin bu denli güçlenmesinde bu hasretin de katkısı oldu. Piraye koşulsuz sevdi Nazım’ı, hiçbir şey beklemeden sevdi.

 

Münevveri Seçti Nazım

Bir gün dayısının kızı Münevver Nazım’ı ziyarete geldi.  Münevver de evliydi; fakat Nazım hislerine karşı koyamadı ve âşık oldu Münevver’e. 1948 yılında bir af bekleniyordu, Nazım Hikmet bu aftan da güç alarak boşanmasını söyledi Münevver’e.  Münevver’e yeni bir hayat teklif eden Nazım, anlattı her şeyi Piraye’ye. Bütün acı sözlerini sığdırdı bir mektuba. Piraye her zamanki gibi kocasından gelen mektubu açtı bir hevesle. Bilemedi içindeki satırlar canını ne kadar yakacak… Mektupla yıkıldı Piraye, yine de ses etmedi boşandı Nazım’dan.

 

Ne var ki beklenen af gelmedi, Nazım mahpustan çıkmadı. Münevver de bu riski alamadı, kocasına geri döndü. Sonrasında Piraye’ye dönmek istedi Nazım, özür diledi, kendini affettirmek istedi. Fakat Piraye öldü aşkından, yine de dönmedi Nazım’a.

 

Nazım Hikmet’in Ölümü

Nazım Hikmet 3 Haziran 1963 sabahı saat 06:30’da gazetesini almak için dairesinden çıktı.  Tam gazetesine uzandığı esnada geçirdiği kalp krizi sonucunda hayata gözlerini yumdu. Ölümünden sonra Sovyet Yazarlar Birliği salonunda Nazım Hikmet adına bir tören düzenlenmiştir. Bu törene yabancılar da dahil olmak üzere birçok sanatçı iştirak etti. Şair Novo-Deviçye mezarlığına defnedilmiş.

 

 

Nazım Hikmet’in Ölümünden Önce Yayımlanan Eserleri

1929, İstanbul – 835 Satır, Ahmet Halit Kitaphanesi

1929, İstanbul – Jokond ile Si-Ya-U

1930, İstanbul – Varan 3, Ahmet Halit Kitaphanesi

1930, İstanbul – 1+1=1 (Nail V. İle),  Ahmet Halit Kitaphanesi

1931, İstanbul – Sesini Kaybeden Şehir, Remzi Kitaphanesi

1932, İstanbul – Gece Gelen Telgraf, Ahmet Halit Kitaphanesi

1932, İstanbul – Benerci Kendini Niçin Öldürdü?, Sühulet Kütüphanesi

1932, İstanbul – Bir Ölü Evi yahut Merhumun Hanesi, Ahmet Halit Kitaphanesi

1932, İstanbul – Kafatası, Sühulet Kütüphanesi

1932, İstanbul – Orman Cücelerinin Sergüzeşti, Sühulet Kütüphanesi

1934, İstanbul – Unutulan Adam, Resimli Ay Matbaası

1935, İstanbul – Portreler, Şirketi Mürettibiye Matbaası

1935, İstanbul – Taranta Babu’ya Mektuplar, Yeni Kitapçı

1936, İstanbul – Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı

1936, İstanbul – İt Ürür Kervan Yürür (Orhan Selim” imzasıyla), Selamet Matbaası

1936, İstanbul – Milli Gurur, Kader Matbaası

1936, İstanbul – Sovyet Demokrasisi, Selamet Matbaası

1936, İstanbul – Alman Faşizmi ve Irkçılığı,  Kader Matbaası

1937, İstanbul – Kurtuluş Savaşı Destanı, Numune Matbaası

1938, İstanbul – Yeşil Elmalar (Dünyanın en meşhur on iki muharririnin müşterek romanı imzasıyla), Yenlap Neşriyat

1949, İstanbul – La Fontaine’den Masallar, Ahmet Halit Kitabevi

nazım hikmet güzel özlü sözleri

Nazım Hikmet Sözleri

Ve benim birdenbire yüzünü değil, gözünü değil, sesini göresim geldi.

***

Hiçbir korkuya benzemez halkını satanın korkusu.

***

Cebimde yoktu, yüreğimden verdim.

***

Biz başka severdik. O yüzden başka sevemedik.

***

İşin en aşağılık tarafı şu ki yavrum, galiba yalnızlığa alışıyorum.

***

Sende uzaklığı; sende ben, imkansızlığı seviyorum.

***

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.

***

Ben içeri düştüğümden beri Güneş’in etrafında on kere döndü dünya.

***

Arkadaşlık ağaca benzer, kurudu mu bir daha yeşermez.

***

Yazılarım otuz kırk dilde basılır, Türkiye’mde Türkçemle yasak!

***

Yaşamak ümitli bir iştir, sevgilim. Yaşamak: seni sevmek gibi ciddi bir iştir.

***

Umuda bin kurşun sıksa da ölüm, unutma! Umuda kurşun işlemez gülüm.

***

İnsanların kanatları yok, insanların kanatları yüreklerinde.

***

İçimde mis kokulu kızıl bir gül gibi duruyor zaman.

***

Yürekli bir kadının başı, yüreksiz bir erkeğin omzuna ağır gelir!

***

Özlemin azı çoğu olmaz, ağırdır işte.

***

Pişman değilim yaşadıklarımdan, öfkem belki de yaşayamadıklarımdan.

***

Gidenin arkasından gelen gideni bulacak mı zannediyorsun?

***

İnsan birisiyle yaşlanmalı, birisi yüzünden değil!

***

Ve sana söylemek istediğim en güzel söz: henüz söylememiş olduğum sözdür.

***

Sen yanmasan, ben yanmasam, biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa.

İçeriği Puanla

2 points
Upvote Downvote

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bir türlü tedavi edilemeyen hastalık: ALS

Akıllı saatler hayatımızda neleri değiştirdi?